Madem ki Türküm, Madem ki Doğruyum niye soru sormuyorum!

Lise öğrencisiyken çok okuyan, çokça soruları olan ve yumuşak mizacıma rağmen, inandığı şeyler için gerekirse dik durabilen bir çocuktum. Bir gün bir tarih öğretmenimize bir soru sordum. Benim sorularıma cevap veremeyen veya vermek istemeyen hocamız nedense öfkelendi ve sudan bir sebeple, kendi hâlinde bir arkadaşımızı kelimenin tam anlamıyla dövdü. Verilen mesaj şuydu: "Sorunu beğenmedim, sana da bir şey yapmam; zaten sen de düzgün cevaplar almazsan sorularından vaz geçmezsin, ama senin yerine başkasını incitirim! Haberin olsun!" Ben mesajı almıştım; Ona sorular sormaktan vaz geçtim. Anlamak yerine, incitmeyi tercih eden bu tavrı, almış olduğu "devrim muhafızlığı" eğitiminden kaynaklanıyordu. Bana bir şey yapmayacak olsa bile, benim yerime başkalarını hırpalayacaktı.
Hatta bu hocamız, ona bir şey danışmaya gittiğim bir gün, beni öğretmenler odasından kovar gibi çıkarmıştı. Diğer öğretmenler şaşkınlıkla bize bakmışlardı. Çünkü benim okulda iyi bir ünüm vardı; kimseye kabalık yapmayan, çok okuyan ve güzel konuşan bir çocuktum. Hakikaten ilginç bir çocukmuşum ki, öğretmenimiz beni herkesin içinde suçlu gibi kovduğunda sadece üzüntüyle gülümsemiştim. Sorun bende değildi, ondaydı, bunu biliyordum, çünkü ne babam ne annem ne de Cemil Ağabey beni sorularım için ayıplamışlardı. Soru sormak yanlış bir şey olsa, önce onlar ayıplarlardı. Bu basit adama sormasam da, sorularımdan vaz geçmedim. Ben kendime hep sorular sordum veya "benliğim bana sorular sordu" da denebilir; Sorgulamadığım hiç bir şey kalmadı, ama amacım hep anlamak oldu; kimseyi incitmek, küçük düşürmek için soru sorduğumu hatırlamıyorum. Zaten en başta kendime soruyordum ve kendime sorduğum, ama cevap bulamadığım için, o soruyu bir gün o konuda yetkin olduğunu düşündüğüm birisine yöneltiyordum. Yani laf olsun diye soru uydurmuyordum; O merak zaten aylarca kafamda kımıldanmış oluyordu.
Ortaokulda Din Bilgisi derslerine giren bir hocamız vardı. O da öyleydi. Şiddete başvurmazdı, ama ona da dinî konularda sorular soramıyordum. O da onu küçük düşürmeye çalıştığımı sanıyordu! Hâlbuki sözgelimi: "Alkollü içki içmek neden günah?" sorusu, gayet mantıklı bir soruydu. Çünkü çevremde alkol alan, bunu tavsiye den büyüklerim vardı ve ben müslüman bir çocuk olarak şaşkın bir şekilde arada kalıyordum. Benim böyle bir soru sormam mantıklı değil miydi? Bana: "Alkol almanın yararları olsa da, uzun vadede başka sakıncaları var. Bazı insanlar bunu görmüyorlar veya görmek istemiyorlar! Sen kendi tavrını seç!" gibi bir cevap veremez miydi? Bunu yapmak çok mu zordu?
Bazı şabloncu tipler, nazik ve duygulu bir çocuğun soru sormasını anlayamadılar. Nazik ve duygulu olmam, aptal olduğum anlamına gelmiyordu, ama bunu bir türlü göremediler.
Gerçi öğretmenlerimiz, Sokratik, yani soru ve cevap yöntemine dayanan bir sistemde çalışmıyorlardı. Onları eğiten sistem: "öğrenci boş kâğıttır; öğretmenler bu boş kâğıtları doldurur" anlayışına dönüşen Dewey ekolünü temel alıyordu. Bu sebepten olsa gerek soru soran öğrenci tipi onları rahatsız ediyordu veya alışık olmadıkları için böyle bir öğrenciyi garipsiyorlardı.
Sözün özü şunu anladım: Sorulara karşı iki türlü tepki görürsünüz: Birinci türde tepkiler, aklı başında olanlardan ve gerçeklerden korkmayanlardan gelir: Cevapları yoksa araştırırlar, bilmedikleri şeyler varsa, bunu açıklıkla söylerler, kendi başlarına veya sizinle birlikte cevaplar ararlar ve bundan da kazançlı çıkarlar.
İkinci türden tepki de, sorulara verecek cevapları olmayanlar veya aslında cevapları olduğunu hâlde her soruyu bir tehditmiş gibi algılayanlardan gelir: Sorularınıza cevap veremedikleri veya vermek istemedikleri için, size sorularınızı unutturmaya çalışırlar. Sizi aptala çevirmek isterler. Hâlbuki insanın kalbi, aklı ve zekâsı sorular sormaya devam eder. Bu gerçeği göz ardı etmekle, sadece kendinizi kandırırsınız. İkinci gruptaki kişiler veya bunların yönetimindeki gruplar, soru sormaya devam ederseniz, yıldırmaya ve şiddete başvururlar. Onlara göre problem hep soru soranlardadır, onlarda sorun yoktur.
Ben çocuklarımın ve öğrencilerimin sorularına onların seviyelerine ve durumlarına göre (yani pedagojik anlamda) cevaplar veririm. Çünkü akılları var, çünkü duyguları var ve elbette sorular soracaklar. Cevabı bilmiyorsam "bilmiyorum" derim ve onların bir cevabı varsa onları dinlerim. Tek şartım vardır: Saygılı olmak. İncitmek için değil, anlamak için sormak. Onlar da, bu konuda oldukça duyarlıdırlar. Dünya görüşü bambaşka olan kişilerle çok keyifli sohbetler yaparız. Çünkü amacımız gerçeği bulmaktır, ego tatmini değilidir. Elbette egolarımız tatmin olur, ama bu tatmin başkalarının egolarını hiçe saymayı içeren bir şekilde olmaz.
Her insan, hayat, sistem, insanın varlık amacıyla ilgili konular, sosyal konular vs. hakkında sorular sorar; Bu insanın en önemli özelliğidir.
Bütün sistemler ve oluşumlar, bazı sorularla muhatap olurlar. Bu durum, ortaya bir vaadle çıkan her organizasyonun, kitabın, yazının, yazarın, ideolojinin, dinin, mesajın kaderidir. Ya bu sorulara cevap verirsiniz, ya da tarih sahnesinden silinirsiniz. Hayatı kavrayan, hayatın kılcallarını besleyen cevaplar ve bu cevapların kaynakları insanlık var oldukça var olurlar. Bunu yapamayanlarsa, sadece tarih kitaplarında bir başlık; bir bölüm olarak kalırlar.
Bir sistemi ayakta tutan yapay ritüeller değildir; insana ve hayata dair sorulara-ayrıntılara dair verdiği cevaplardır.
Ve bir sistemin cevaplaması gereken en önemli soru ise "İnsan Nedir? Sadece görünüp-kaybolmak için, fazlasıyla duygulu, ince fikirli ve detaylı olan insanın varlık sebebi ne olabilir?" sorusudur.
İnsan nedir?
Rakı şişesinde balık mı? Bütün zarafetine ve karmaşıklığına rağmen, toprakta yok olan bir yaprağın kaderini paylaşan bir varlık mı, yoksa kainatta kısa bir süre geçiren ve oradan sonsuzluğa geçiş yapan saygın bir konuk mu?
Buyrun, düşünün... Bu soruyu paradigmanıza ve kendinize sorun.
---------------
Savaş ŞENEL: Vizyonu, Misyonu ve Değerleri
---------------
Konuyla ilgili film-kitap önerileri yapmak-almak ve yorumlarınız için:
MSN: savassenel@hotmail.com
savassenel@savassenel.com
Skype: savas.senel
Twitter: savassenel
-------------------
Savaş ŞENEL: Vizyonu, Misyonu ve Değerleri
---------------
Konuyla ilgili film-kitap önerileri yapmak-almak ve yorumlarınız için:
MSN: savassenel@hotmail.com
savassenel@savassenel.com
Skype: savas.senel
Twitter: savassenel
-------------------
Etiketler: Dewey, Sokrates, Sokratik Yöntem



0 Yorum:
Yorum Gönder
Kaydol: Kayıt Yorumları [Atom]
<< Ana Sayfa