7 Mart 2010 Pazar

Önemsemediğiniz Bir Kadına Güvenebilir misiniz? Kadınların Bilgilenmeleri Tehlikeli Bir Şey midir?


Bir gün, iş dışındaki zamanının çoğunu internette geçiren evli bir erkekle sohbet ediyordum. Ona nasıl olup da akşamları internette bu kadar zaman geçirebildiğini sordum. (Gündüzleri çalışıyordu, evine de geç saatlerde geliyordu) O da eşinin genel kültürünün zayıf olduğunu, onunla sohbetlerini keyifli bulmadığını ve bu sebeple kendisinin internette zaman geçirdiğini söyledi. Ben de şu soruyu sordum: "Peki eşini yetiştiremez misin? Ona da kitaplar alamaz mısın? Birlikte sinemaya tiyatroya vs. ye gidemez misiniz? Sana itiraz eder mi?" Cevabı: "Hayır itiraz etmez herhalde, ama ben bunu hiç denemedim" cümlesi oldu. Eşinin konuşmaları ve ilgi alanları ona "saçma" geliyormuş ve bunları dinlerken onun da canı sıkılıyormuş.

Bu genç adam, büyük ihtimalle, tanımadığı kişileri; daha sıkıcı konularda saatlerce dinliyordur. Aslına bakarsanız, kendisi de bana göre sıkıcı birisiydi ve çok bilgili birisi de değildi. Fakat bir insanın kendi eşiyle sohbet etnesi için o kadının veya erkeğin çok bilgili olması ve sohbetin de ansiklopedi okumak gibi bilgi vermesi gerekmez. Çünkü başka katma değerler de bulunabilir ve eksik olan yanlar zamanla tamamlanabilir.

Ara sıra rastladığım bir davranış kalıbından yola çıkarak, şunu da düşünüyorum: Büyük bir olasılıkla, bu kişi zaten eşiyle de fazla bilgili olmadığı ve onun kolay yönetilebilir olduğunu düşündüğü için evlenmiştir. Çünkü bazı erkeklerin şöyle bir düşüncesi vardır: "Cahil kadın kolay yönetilebilir." Hâlbuki cahil bir eşin, bir insanın başına ne gibi dertler açabileceğini hesap bile edemezler.

Bir gün bir işadamı bana kendi köylerinden bir kızla nişanlandığını söyledi ve ben de onu tebrik ettim. Sonra da neden kendisi yıllardır istanbul'da; yani büyük bir şehirde yaşamakta olduğu hâlde, evlenmek için köyde; yani küçük bir yerde yaşamakta olan bir kızı tercih ettiğini sordum. Cevaben, evlendiği kızın fazla bilgili olmasını istemediğini, itaatkâr ve aileye hizmet etme kültürüne sahip olmasını istediğini söyledi. Ben de ona: "Bir kaç yıl sonra bana gelip de "eşim beni anlamıyor, ne yapacağımı bilmiyorum" demezsin umarım" dedim. Çünkü bu genç erkek sürekli olarak yeni insanlarla tanışıyor, iş dünyasında koşturuyor ve daha bir çok etkinliğin içinde bulunuyordu. Kolay yönetilebilir diye evlendiği genç bayanı, bir süre sonra sıkıcı bulmaya başlayabilirdi. İnsanların bir kadınla veya bir erkekle evlenmek için önemsedikleri vasıfları, bir süre sonra sıkıcı veya itici bulma huyları vardır. Oturup üzerinde ciddi olarak düşünmedikçe, bu konuda kitaplar okumadıkça veya tavsiye almadıkça bu ikilim önemli sorunlara yol açabiliyor.

Biz erkeklerin kadınlarla ilgili olarak sıklıkla göz ardı ettiğimiz konular vardır: Birisi kadınların gücü ve potansiyeli, ikincisi önemsemedikleri ve bilgiyle donatmadıkları bir (insana) kadına gereğinden fazla güvenmenin aptalca bir şey olduğu gerçeğidir.

Eşinin kendisini önemsemediğini, ama kendisine güvendiğini bilen bir kadın, ya o adamı bir gün terkeder, ya da incitir. Kadın, imkânları olduğu hâlde, o adamı terk etmiyorsa veya incitmiyorsa, bunun sebebi kadının kendi değerleri olması, o değerlere saygı duyması ve kadının kalbinde ve zihninde, bir gün o adamın iyiye doğru dönüşeceğine dair bir inancın yer edinmiş olmasıdır. (Aşk ve sevgi, öfkeyi dizginleyemeyebiliyor) Aksi hâlde, bir kadının bir erkeği incitmek konusunda kullanabileceği olası imkân ve fırsatların niteliklerini ve niceliklerini düşünmek bile yeterince ürkütücüdür.

Düşünün ki, milyarlarca liralık elmasların sergilendiği bir mücevherat dükkânından sorumlusunuz. Patronunuz sizi çok dürüst bulduğunu, koca bir serveti emanet ettğini söylüyor, ama maaşınıza zam yapmak aklına gelmiyor, size zaman ayırıp-konuşmayı düşünmüyor veya başka birşekilde gönlünüzü almıyor. İyi birisiyseniz, öfke sebebiyle "zıvanadan çıkmamak" için başka bir iş ararsınız; başka türlü bir tarzınız varsa, o adamı soymayı planlarsınız. Kendi işleriyle ilgili olarak sizi dürüst bulan birisinin, sizi önemseyip takdir etmemesi, kesinlikle o kişinin aptal olduğu ve bir yandan da sizi aptal bulduğu anlamına gelir.

Az önceki örnekte yer alan internet düşkünü kocanın sıkıcı bulduğu kadın, istese bir çok insanı kendisine çekebilir. Erkek ise o kadar saf ki, önemsemediği birisine güveniyor. Önemsemediğiniz, bir insana nasıl güvenirsiniz? İşte en büyük aptallıklardan birisi budur. Ama bu tür tilkiler, inanmakta olduğu değerleri olan kadınları tercih ederler. Çünkü kadın erkeği incitmek istese bile, değerleri onu engeller. Bir gün böyle birisiyle tanışmıştım; bir insanın aynı süreçte iki kadını sevebileceğini, meşru olmayan bir şekilde ve ileri anlamda iletişim hâlinde olabileceğini söylemişti. Ben de: "Peki eşiniz aynı şeyi yapsa ne hissederdiniz?" diye sorunca, birden irkildi ve ürpermiş bir şekilde: "O böyle bir şey yapmaz, yapmak istemez!" dedi. Yani kadının sahip olduğu değerleri garantör; bir emniyet kilidi olarak kullanıyordu. Tam bir iki-yüzlülük! Yani erkek, her yerde özgürlükçü olduğunu söylüyor, ama evlenmek için özellikle, muhafazakâr değerleri sahip bulunan bir kadınla evleniyor. Şirketlerin insan kaynakları departmanlarına parmak ısırtıracak bir yaklaşım!

Bir yandan da, bir erkek olarak, ayırdığınız zamanın miktarı açısından bakarsak, aslında pratik olarak patronunuzla veya işinizle de evli olduğunuzu söyleyebiliriz. Yani çocuklarınız konusunda bir sürü görevi; hatta "babalık yapma" gibi sadece sizin yerine getirebileceğiniz görevleri bile, sıklıkla eşinize devrediyorsunuz ve bir yandan da bu kadının bilgisiz olmasına izin veriyor ve hatta sebep oluyorsunuz! Tam bir cinayet!

Peki erkeklerin tilkilikleri kadınlara neyi öğretiyor? Şunları öğretiyor: Stratejik ve yerine göre sinsi olmayı, çevresindeki erkeklerle iletişim kurmayı değil, onları idare etmeyi veya yerine göre kandırmayı öğretiyor. Kadını bilgisiz bırakmanın bir yönetim tekniği olduğunu düşünen bir erkek, bu sonucu davet ediyor. Eşinin, kızının veya başka bir bayan yakınının doğasını anlayıp uygun bir şekilde tepkiler vermeyen ve bu konuda kafa yormayan birisi başka bir seçenek de bırakmıyor.

Ben kişisel olarak, ailemdeki bireylerin benim dahil olmak zorunda kaldığım her etkinliğe dahil olmalarına rıza gösteremiyorum. Sözgelimi ben sigara içilen meclislerde bulunma durumunda olabiliyorum, ama eşimin veya çocuklarımın bunu yapmalarını istemiyorum. Buna izin vermeyi demokrasi olarak da görmüyorum. Ama sözgelimi ailemdeki kişilerin de, kitaplar okumaya, arkadaşlar edinmeye, sinemaya, tiyatroya gitmeye veya kendilerini gerçekleyecekleri bir hobiyle ilgilenmeye vs hakları var.

Her insanın bilgilenmeye kendisini gerçeklemeye hakkı var ve bu hak onlardan alınamaz.

Daha iyi bir tavsiyeniz varsa, bilmek isterim.
---------------
Savaş ŞENEL: Vizyonu, Misyonu ve Değerleri
---------------
Konuyla ilgili film-kitap önerileri yapmak-almak ve yorumlarınız için:
MSN:
savassenel@hotmail.com
savassenel@savassenel.com
Skype: savas.senel
Twitter: savassenel
-------------------

Etiketler: , , , ,

0 Yorum:

Yorum Gönder

Kaydol: Kayıt Yorumları [Atom]

<< Ana Sayfa

blogger visitor